Zamanın Yıpratamadığı Çocuklar

012in

Yaşadıklarımız, bizleri değiştiriyor.Başka bir yerde doğmuş olsaydım, bambaşka bir hayatım olsaydı belki hikayem daha farklı sonla bitebilirdi. Cevabını bilmediğim, soruların peşinde oyalanmak, beni hoşnut ediyordu. Bir şeylerle uğraşmanın hazzını yaşıyordum.

Öyle bir yaz ayıydı geçip giden, unuttuğum tüm yazların hesabını sormam gereken bir yaz ayıydı.  Akşamüstü sokağa fırlamış, ezberlediğim sokakları teker teker arşınlıyordum. Kavafis’i düşünüyordum bir taraftan. Yüreğinde, koca bir İskenderiye’yi taşıyan Kavafis’i. Bende yüreğimde bir şehir taşıyordum galiba. O şehrin tafrası bile yetiyor büyüyorum, kocaman oluyorum. Hissettiğim tek şey, huzuru aradığım. Çok eşyalı odalarda bulamadığımız huzur. Ne kadar da uzak bize uzak değil mi?

Arnavut kaldırımlarından sıkılıp, eve geldim. Balkona çıktım, gözlerimi kapadım. Gözlerimi kapayınca tüm bağlantılar kuruldu. İçimdeki şehrin tüm ışıkları yandı. O şehre doğru seyre koyuldum, kayıp hatıralarımı bulabilme ümidiyle. Cemil Büfenin önünde durdum. O büfenin önünde, portakal ağaçlarının olduğu geniş bir bahçe vardı. Oradaki portakal ağaçlarının kesilip yerine mağazalar yapıldığını görünce sinirim bin kat daha arttı. Hay aksi! Hayallerimiz bile, mağazaların vitrinlerinde sergileniyor. Bu nasıl hayat, bu nasıl karmaşa, komplike düzen! Oldum olası haz etmezdim zaten bu durumdan, hâlâ da hazzetmiyorum. İnsanların hatıralarına saygısı olmayan mağaza sahibi, modern apartman insanlarından…

Uzaklaştım oradan, sokak aralarında misket oynayan çocuklarla birlikte. Hep beraber yürümeye başladık, hep bir ağızdan bağırıyorduk sokaklarda. Hayallerimizin sokaklarında bağırıyorduk: Buralar bizim, sokaklar bizim. Sizler, burayı bizlerden çaldınız, bahçelerimizi, oyun alanlarımızı talan ettiniz. N’için? Para hırsı için, biraz daha ceplerinizi doldurabilmek için. Doldurdunuz mu bari, kurtardınız mı kendinizi?

Kimimiz büyüdü, kimimiz ise kayboldu. Büyüyenlerin ellerine mağaza sahipleri, indirimlerin yazılı olduğu broşürleri verdi. İndirimleri duyanların hepsi hemen oracıkta dağıldı.  Kayıp olanlar ise, hayat gayesi, n’apacaksın deyip kendi yollarına gittiler. Yine yalnız kaldım, insan çoğalmak istedikçe yalnız kalıyor galiba, artarak azalmak gibi bir şey bu…

Bir şeyin, tamamlanmayan bir şeyin, eksik kalan tüm her şeyin burukluğu içinde gözlerimi açtım. Tüm hayaller o an, orada sona erdi. Hiçbir şey geri gelmeyecek! Hiçbir şeyi geri getiremeyecek! Sokak aralarında oynadığımız dokuz aylıkları, mahalle turnuvalarını, yerden yükseği, simiiiiit diye bağırdığımız oyunları, çekirdek çitleyip susadıktan sonra komşunun uzattığı sudan kana kana su içtiğimiz günleri…

Hiçbir şeyin hesabı sorulmayacak. Sırtımıza, terlediğimiz için hiç kimse bez koymayacak. Tüm mazi bir enkaz gibi kalacak orada, tıpkı kesilen portakal ağaçları gibi. Suçlu mu kim? Tabii ki düşlerimizin infilak etmesine sebep olan ve vebali altında kalan insanoğlu.

 

ⓘⓓⓔⓑⓘⓨⓐⓣ

Fuat Can Gevri

Bir yanıt yazın