Acıya Ağırlama

Gün doğarken varoşlara
Etine bir diken batıyor insanın
Sarıyor acılı yağmurlar  saçlarını
Dişlerinde tatsız bir dünyanın
Aman açları doyursun konserve kapakları
Bir diş sarımsak, ekmek, soğanla
Yarı belimize kadar sarı
Yarı belimize kadar yaprak
Ah ne acınasıyız Yavuzhan,
Ne acınası…

Üstümüze bombalar yağıyor
Tekmil hasta Afrika
Güya Avrupayız, Asyayız
Denizaşırı ülkeler şöyle dursun
Rüzgarla aynı yaştayız
Kurşunlar kalleş; masallar kış
Havva kadın kadar elma
Adem kadar yaşlıyız.
Sıradaki toprak bize gelsin
Sıradaki ölümün ardından
İki bin on beş senesi diyorum
İki bin yirmi beşten daha haziran
Ah ne acınasıyız Yavuzhan
Ne acınası…

Beyhude laflarla alımlı bir yarını
Bugüne tercih etmek
Akıl karı mı söyle
Ah silelim bir ömrü alnımızdan
Gönlümüze akan bunca mezarla
Barışık bir mahcubiyet yaşarken
Sırma saçlı bulutlara tarayalım saçlarımızı
Gülün varmış, menekşen, sümbülün varmış
Bir bülbüle can vermek en iyisi
Bir bülbülü yaşatmak varken
Terimiz kurusun yeryüzünün sırtında
Aman kurusun terimiz aman
Sevda dediğin ne ki yoksa
Kulağımıza üflenen ezanla
Tüketetebilirmiyiz şuncacık ömrü
Aman ne acınasıyız …


İlelebet yetindiğimiz zehri
Bir periye akıtmanın nesi haram
Gayrı hasret ciğerleri yakmasa
İçimize akmasa kara kaşlı bir akşam
Çünkü acı geçicidir
Kalıcı hüzünler içinde
Beşikleri sallayan rüzgar
Ninnilerle avutuyor kulaklarımızı
Donumuzdan akıyor sızı
Ne acınasıyız Yavuzhan
Ne acınası.

Bir yanıt yazın