Yapboz

10461743_1484277728541075_4162195011514036983_n

İçine tek mermi koyduğum, elimdeki tabancayı ağzıma dayıyor ve sıkıyorum düzenli olarak. Patlamıyor bir türlü namussuz. Duygularım bir köşede kendi kendine mücadele ediyor Antonius. Çapraşık şeylere duyduğum hissiyat galiba bu. İnsanları sevmek için sebep aramaktan vazgeçtiğim zamanlardayım.  Sevmediğim işlerle uğraşıyor sevmediğim insanların arasında bulunuyorum. Oynanan bu oyunlar, o kadar çok canımı yakıyor ki, artık bitsin istiyorum her şey. Söylesene Antonius, bu silah tam olarak nerede patlayacak?

Bilemiyorum Altan.

Bildiğin başka bir şey varsa onu anlatsana Antonius?

Bir gün bir kadın çıktı karşıma ve ben çok aşık olmuştum. Bu öyle basit bir aşk değildi ama Altan. İhtiras, tutku ve yer yer bir sürü duygu… Ne ararsan vardı aramızda. Hatta o kadar çok sevmiştim ki… İlk karşılaştığımız kapının adını onun adıyla değiştirdim. Üstelik duyduğum aşktan dolayı halkımla bile karşı karşıya geldim, ters düştüm. Hatalarımın bedellerini ödedim tabii ki sonra…

Peki Antonius  nasıl tanımıştın onu ve nasıl sevmiştiniz birbirinizi?

Birbirimizi savaş meydanlarında sevdik. İnsan katiline aşık olur Altan, ben de öyle oldum. Tabii şimdi modern dönemde insanlar, bunu Stockholm Sendromu olarak adlandırıyorlar, bilmiyorlar ki temellerini benim attığımı.

Her neyse, ben onu çok seviyordum her gün savaş meydanında göz göze gelip de bir türlü söyleyemiyordum ona karşı beslediğim duyguları. Anlaşma yapmak istediğini söyledi bir gün, onunla sırf göz göze gelebilmek için kabul ettim hemen anlaşma yapmayı. O, kaybettiği toprakları geri almak istiyordu. Ben ise, Doğu’da  hem iktidarımı sürdürebilmek hem de Partlara karşı yapacağım askeri harcamalar için Mısır’ın zengin doğal kaynaklarından yararlanmak istiyordum. Mal da mülkte gözüm yoktu maksat halkımın gönlü hoş olsundu. Benim tek isteğim oydu…

Ve bir gün kadın gitti, tüm hikâyelerdeki gibi. Sonra başka kadınlar çıktı karşıma, birbirinden bağımsız zamanlarda . Adlarını bile hatırlayamadığım, adı olup kendileri olmayan kadınlardı bunlar, sevemedim hiçbirini…

Bir gün çekip giden kadın tekrardan döndü. Öyle bir döndü ki Altan, ben yine aşık oldum. Gittim Eros’tan rica ettim, kılıcını sapla bana, öldür beni. Bitsin artık bu çile dedim. Sevgim o kadar büyüktü ki, Eros bu büyüklük karşısında  diz çöküp, hâlâ kulaklarımda çınlayan şu sözleri sarf etmişti.  “Yaşamalısın Antonius, sen yaşa ki halkın senin sevginden güç bulsun .Güç buldukça, onlar da sevsin. Sevginin olduğu bir Cumhuriyet olsun her yerde. Yok ille da birileri can verecekse eğer, bu ben olmalıyım.” deyip gözlerimin önünde  kılıcını kalbine sapladı.” Altan.

Onun sadakati ve cesareti karşısında hayrete düşmüştüm. Çektim kılıcımı kınından, sapladım kendi kalbime. Ama ölmeyi de beceremedim Altan, kendimi yaraladım. Bir süre yatağımdan kalkamadım, hiç kapanmayan bir yara ve hiç tükenmeyen bir aşk vardı yatağımda. Hep onu düşlüyordum uyurken, uyanıkken…

Gittiğim yerlerde, onu o kadar çok özledim ki Altan, nasıl anlatsam, ne desem kelimeler kifayetsiz kalır. Onun kokusunu, ihtiraslarımızı, neye, kime karşı verdiğimiz ikimizin de  bilmediği mücadalelerimizi…

Sağa sola haber yollamıştım yaşıyor muydu diye? Bir gün sağ olduğunu söylediler. Hemen hazırlanıp, tez zamanda yaverlerime beni götürmelerini istedim onun şehrine. Şehrine gittim, o da oradaydı.  Kollarını açtı, sarıldım sımsıkı. Bir süre öylece kaldık. Naçiz bedenim dayanamadı buna. Ruhum pırr diyerek uçtu kollarından semaya…

Rüyasına girdim bir gün Kleopatram’ın. “Kleopatram benim birtanecik sevdiceğim. Buralar sensiz hiç çekilmiyor, çok yalnızım. Hadi çabuk gel, bitsin artık bu hasret.” Sözlerime dayanamamış Kleopatram rüyadan uyanır uyanmaz kendini zehirli bir yılana ısırttırmış ve kendini öldürmüştü.

Her hikâyede bir kötü karakter olur ya Altan, bizim hikâyemizde de vardı alçak biri. İşte o kötü karakter her gün bizim ölmemizi bekliyordu. Öldüğümüz gün, Oktaviyus eline geçen fırsatı değerlendirip Roma İmparatoru oldu. Burada, içinden kötü sözler söylediğini duyuyorum Altan. Biraz sessiz ol da hikayeye devam edeyim…

Nerede kalmıştık?  Heh, hatırladım şimdi. Birbirleriyle hiç uyuşmayan, aralarında çelişkili ruhsal duyguları olup benzeşmeyen, birbirini bu kadar çok seven iki insanın durumundan o kadar etkilenmiş ki Oktaviyus eski günlerin hatrına iyilik yapmak istemiş. Cansız bedenlerimizi bir şekilde buldurmuş ve cansız bedenlerimizi aynı mezara koydurmuş. Tabii bununla yetinmemiş sadece bir de ardımızdan askeri törenler yaptırtmış. Aşk, her şeyi affeder be Altan.

İşte Altan, benim hikâyem tam olarak burada bitiyor. Gerisi senin hayalgücüne kalmış. Belki bir katkım olursa şayet son olarak şunları söyler ve Kleopatram ile ikindi kahvaltımızı yapmak için yanından ayrılırım.

“Altan, kimisi aşk için yıllarca bekler, kimisi iktidar arzusu içinde kendi kendini yer bitirir. Yalnız aşk dedikleri şey, zengin ya da fakirin güçlü ya da güçsüzün arasında yaptıkları bir güç mücadelesi değil. Sevmeyi bildikten sonra, er ya da geç doğru kişiyle karşılaşırsın Yarım hissettiğin her şey, bir gün tamamlanır Altan.

 

Fuat Can GEVRİ

Bir yanıt yazın