Yozgat’ta doğan, Urfa’da okuyan ve uzun yıllardır Antalya’da yaşayan Ömer Faruk Ünalan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda yirmi yılı aşkın bir süredir Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalışıyor. Uzun yıllarından beri yazmayı seven Ömer Faruk Ünalan ile Lider Medya çatısı altında kahvemizi içerek edebiyat ve kitaplar hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik
Sohbetimize şu sözlerle başlıyor kıymetli hocamız:
Edebiyatın biraz ayna olduğuna inanıyorum. Ama hani şu güzelleştiren aynalardan değil. Sabah insanı dürüst gösterenlerden. Kitap bittikten sonra eğer insanın içinde küçücük bir soru kalıyorsa:
“Ben olsam ne yapardım?”
İşte benim için hikâye tam da o noktada başlıyor…
Yazmak insanın her halini mikroskopla incelemek ve düşünce tarihine notlar düşürmektir.
Üniversite yıllarımdan beri yazdığım şiirler, denemeler ve sonrasında da öyküler Kün Edebiyat, Temrin, Bireylikler, Karayazı, İzdiham, Akköy, Kültür Ajanda, Çare gibi çeşitli dergilerde yayınlanmıştır.
Sait Faik; “Yazmasam delirecektim,” diye büyük bir laf etmiş. Yazmadan delirmez kimse elbette ama yazası gelen bir adamın yazamaması kadar delirtici başka bir durum var mıdır bilmiyorum. Yazmak, benim için, öncelikle kendimi sonra da çevremi anlamaya çalışmaktan başka bir koşturmacadan ötedir. Hayat çok hızlı akıyor. Hayatın hızından daha hızlı hükümler veriyoruz, aynı hızda sevdiklerimizi göklere çıkarıyoruz, yerin dibine batırıyoruz, unutuyoruz, üstünü kapatıyoruz. Ama yazarken öyle mi? Tek bir hissin başını günlerce beklemek zorundasınız. Birinin niyetine eğilmek, kendi karanlığımızla yüzleşmemiz lazım. Yazmak insanın her halini mikroskopla incelemek ve düşünce tarihine notlar düşürmektir.
ŞİİR KİTABINA NİYET EDERKEN ÖYKÜ KİTABIM YAYIMLANDI

Ben aslında şairim, lise yıllarından beri karınca kararınca şiirler yazarım. 2015 yılında Kün Edebiyat adında bir dergi çıkarıyorduk. Derginin şiir editörlüğünü de ben yaptım. Tam da o sıralar insanımızın şiire yatkın ruh halinden dolayı mıdır nedir, bilmiyorum, şiir yazmaya meraklı fakat nesre ise bir o kadar mesafeli durduğunun farkına vardım. Sosyal medyada herkesin kendini şair ilan ettiği böyle bir ortamda ilk öykü denemelerimi yaptım. İyi ki de yapmışım. Şiirle birlikte öyküler yazmaya devam ettim. O kadar ileri gittim ki şiir kitabımdan önce öykü kitabım yayımlandı. İnsanlar her türlü içselliği dizelere dökmeye meraklı ama iş içselliğimizi satırlara dökmeye gelince o kalabalıktan eser kalmıyor. Ilk öykülerimin bu saptamamla ilgili olduğunu söyleyebilirim.
BAŞKA İNSANLARIN HAYATLARINA DEĞDİĞİNİ GÖRMEK İSTER YAZAR
Yok, herhangi bir mesaj kaygım yoktur. Evde tek başınayken kurduğu cümlelerin, başka insanların hayatlarına değdiğini görmek ister yazar. Bu çok iddialı bir beklentidir aslında. Buna rağmen Mazarat’ı yazarken büyük laflar etme niyetim yoktu aslında. Kimseye ders vermek, kimseyi yargılamak, kimseye gönderme yapmak gibi yüce amaçlarım da olmadı hiç. Ben çevremi gözlemlerken sadece şunu merak ettim: İnsan kendini ne zaman ele verir ve ne zaman tüketmeye başlar en yakınındakileri… İşte bu keşifle başladı Mazarat. Şiirden öyküye böyle evrildim.
OKUYUCU KİTABIN İÇİNDE KENDİNİ BULUYOR
Hikâyelerde mahalleler, akrabalar, dayılar, meyhaneler, küçük yerler var. Ama aslında anlattığım şey şu: Hepimizin içindeki dar alan. Hemen hüküm verdiğimiz, hemen taraf olduğumuz, hemen kendimizi haklı çıkardığımız bu yere taşra, dedim ben. Taşra bir yer değil aslında, fırsatını bulduğunda insanın içinden çıkan bir hâldir. Okurdan en çok duyduğum cümle “Ben bu adamı tanıyorum, bunları biz de yaşadık.” oluyor. Bazen okuyucu daha da ileri gidip “Galiba ben de biraz buyum.” diyebiliyor.
NİTELİKLİ KİTAPLAR OKUNSUN İSTİYORUM
Aslında yirmi yıl öncesine göre gençlerimizin kitap okuma oranının gittikçe yükseldiğini düşünüyorum. Keşke biraz da nitelikli ürünler okuyabilseler. Modanın acımasız rüzgârıyla gençlerimiz çoğu zaman niteliksiz kitaplar okuma eğilimindeler. Olsun, tek okusunlar da niteliksiz kitap okusunlar. Okuma alışkanlığı edinilince bir gün onların yolu edebi eserlere de düşecektir ümidindeyim. Okullarda özellikle 4 ve 5. sınıflarda okuma ve yazma eğitimleri verilmesini önemsiyorum. Derdini anlatmayı bilmeyen insanların başkalarını anlamasını bekleyemem. Çocuklarımıza kazandırabileceğimiz en önemli değer kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktır.
YENİ ESERLER YOLDA
Evet var. Yayımlanmayı bekleyen şiirlerim, denemelerim ve bir de romanım var. Şu an roman hariç şiir ve denemelerim hazır.
EYLÜL AYÇA KARAKUŞ
